Make your own free website on Tripod.com

Bir Aşk Efsanesi 

   Edward Wellman ailesine veda etti ve daha iyi bir hayat için Amerika’ya doğru yola çıktı. Babası ailenin biriktirdiği parayı deri bir mendilin içine sarıp verdi. Oğluna sarılıp öperken, ‘‘Zaman çok kötü’’ dedi. ‘‘Bütün umudumuz sensin.’’ Edward, bir ay sürecek bir seyehat sırasında kömür küreklemek koşuluyla Atlantik gemisinde bedava yolculuk yapacaktı. Edward, Colorado dağlarında altın bulabilirse, ailenin diğer bireylerini de yanına aldıracaktı.

   Edward, aylar boyunca, durup dinlenmeden bu amaç için çalıştı. Buldukları altın az ama düzenli bir gelir sağlıyordu. Her günü sonunda iki odalı kulübesine doğru ilerlerken, sevdiği kadının sıcak bir yuvada onu bekleyeceği günlerin gelmesi için dua ediyordu. Ingrid’i, resmi olarak kendisine bağlanmadan arkasında bırakmış olmak, bu Amerika macerasıyla ilgili pişmanlık duyduğu tek konuydu. Aileleri yıllardır dosttu ve gizli de olsa Ingrid’in karısı olmasını umut ediyordu. Uzun, uçuş uçuş saçları ve hoş gülümseyişi İngrid’i Handersonlar’ın en güzel kızı yapıyordu. Kilise pikniklerinde Ingrid’in yanına oturur ve evlerine uğramak için aptalca bahaneler geliştirir olmuştu. Kulübesinde uykuya daldığı her gece onu koynuna aldığını, uzun saçlarını okşadığını hayal ediyordu. Sonunda, babasına mektup yazdı ve hayallerini gerçekleştirmesi için yardım etmesini söyledi.

   Yaklaşık bir yıl sonra hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olacak bir planın yer aldığı telgrafı aldı. Bay Henderson kızını Amerika’ya Edward’ın yanına göndermeyi kabul ediyordu. Kızı, kafası ticarete çalışan oldukça çalışkan biri olduğundan Edward’a madencilik işinin kalkınmasında yardımcı olabilirdi. Sonra da iki aile düğün için Amerika’ya gelebilirdi.

   Edward, bir sonraki ay kulübeyi sıcak bir eve dönüştürebilmek için elinden geleni yaptı. Yatak odasını genç bir kadınınkalabileceği şekilde düzenlemeye çalıştı. Kendisine de yatmak için açılır kapanır bir kanape aldı ve oturma odasına koydu. Naylon perdelerin yerini çiçekli perdeler aldı. Vazoları kokulu çiçeklerle doldurdu.

  En sonunda hayatının günü geldi çattı. Elinde bir buket papatya ile sevdiği kızı karşılamaya tren istasyonuna gitti. Buharlı tren istasyona girdiğinde Edward’ın gözü bütün pencerelerde Ingrid’in gülüşünü ve saçlarını arıyordu.

  Heyecanla çarpan kalbi birden bire hayal kırıklığına uğradı. Trenin basamaklarından Ingrid değil ablası Marta iniyordu. Marta, utangaç utangaç yanına yaklaştı.  Edward bakmış kalmıştı. Ekini sıktıktan sonra Marta’ya buketi verdi. Gözleri adeta yanarken, ‘‘Hoşgeldin’’ dedi. Marta’nın sade yüzünde bir gülümseme belirmişti.   ‘‘Baban beni çağırdığını söylediğinde memnun oldum’’ dedi Marta, başını indirmeden önce Edward’ın gözlerine bakarken.Edward sahte bir gülüşle, ‘‘Eşyalarını alayım’’ dedi. Oradan yan yana uzaklaştıar.

   Bay Henderson ve babası haklıydılar. Marta’nın kafası ticarete çok çalışıyordu. Edward madende çalışırken, Marta ofiste çalışıyordu. Oldukça düzenli ve iyi dosya ve kayıt tutuyordu. Altı ay içinde mal varlıkları iki katına çıkmıştı.

   Lezzetli yemekleri, sakinliği ve gülümseyişiyle kulübeye kadın elinin değdiği belli olmuştu. Ama Edward, her gece yatağına yattığında, ‘‘yanlış kadın’’ diye söyleniyordu. Neden Marta’yı göndermişlerdi. Acaba Ingrid’i bir daha görebilecek miydi? Ingrid’in karısı olmasıyla ilgili hayalleri gerçekleşebilecek miydi?

   Marta ve Edward bir yıl boyunca çalıştılar, oynadılar, gülüştüler, ama sevişmediler. Bir keresinde Marta odasına gitmeden evvel Edward’ı yanağındna öpmüştü. Edward ise tuhaf tuhaf gülümsemekle kalmıştı. O günden sonra Marta kırlarda çıktıkları yürüyüşler ve akşam yemeğinde yaptıkları sohbetlerle yetinmişti.

   Bir bahar günü öğleden sonra, şiddetli yağmur madeni bastı. Edward, kum çuallarını, selin geildiği yöne doğru yığmaya başlamıştı. Sırılsıklam olan Edward’ın bütün çabaları boşaymış gibi görünüyordu. Birden bire Marta belirdi ve ona yardım etmeye başladı. Edward kum torbalarını taşırken, Marta bir yandan erkek kuvvetiyle çuvallara kum dolduruyordu. Yağmur durana kadar saatlerce çalıştılar. Dizlerine kadar çamura batmışlardı. Elele tutuşup kulübeye döndüler. Edward sıcak çorbayı yudumlarken, ‘‘Sen olmasan madeni kurtaramazdım. Teşekkürler, Marta’’ dedi.

  ‘‘Rica ederim’’ diye yanıtladı Marta bilindik gülümseyişiyle, sonra da sessizce odasına gitti.

   Birkaç gün sonra Henderson ve Wellman ailelerinin bir sonraki hafta geleceklerini belirten bir telgraf aldılar. ne kadar engellemeye çalışsa da Ingrid’i yeniden görecek olması Edward2ın kalbinin heyecanla içinde çarpmasına neden oluyordu.

   Marta’yla birlikte tren istasyonuna gittiler. Aileleri trenden inerken onlar uzaktan seyrediyorlardı. Ingrid göründüğünde, Marta Edward’a döndü ve ‘‘Git onu karşıla’’ dedi. Edward şaşkınlık içinde, ‘‘Ne demek istiyorsun?’’ diye sordu.

‘‘Edward, ben senin istediğin Henderson olmadığımı biliyordum. İkinizin kilise pikniklerinde nasıl flört ettiğinizi uzaktan izlerdim’’ dedi kız kardeşi trenin basamaklarından inerken. ‘‘Sen benim değil, onun karın olmasını arzu ediyorsun, biliyorum.’’

‘‘Ama…’’

Marta parmaklarını Edward’ın dudaklarına götürdü ve ‘‘şşşşş’’ dedi. ‘‘Seni seviyorum, Edward. Her zaman sevdim. Bu yüzden de senin mutlu olmanı istiyorum. Hadi, git ona.’’ 

   Edward, Marta’nın dudakları üzerindeki parmaklarını elleriyle tuttu. O anda Marta2nın ilk defa ne kadar güzel olduğunu farketti. Yürüyüşlerinin, ateşin önündeki sessiz akşamlarını ve sel bastığı günkü uğraşlarını hatırladı. O anda aylardır bildiği şeyi farketmişti.

‘‘Hayır, Marta ben seni istiyorum.’’ Onu kollarına aldı ve içinden geldiğince öptü. Aileleri etraflarına toplanmış, ‘‘Düğününüze geldik’’ diyorlardı.

LeAnn Thieman

Tavuk Suyuna Çorba     ‘Çiftlerin Yüreğini Isıtacak Öyküler’   kitabından...